Aslında hayat öyle karmaşık bir film ki, sonunun nasıl biteceğini bile bile başroldeyiz! Sonumuz ölüm. Asla kaçamayacağımız gerçeklik. Ölüp toprağa gömüleceğiz hepimiz. Belki hemen, belki de yıllar sonra. Kendi hayat filmimizde ister iyi ister kötü rol oyna, fark etmez. Reklam arası yok hayatımızda. Doğumda başlar ölümde biter hayat filmimiz! Komedi, aksiyon, drajedi, dram, romantizm, aşk, ihanet… Herşey var filmde. Kaç sezon çekileceği belli olamayan hayat filminde, hep baş roldeki kahraman ölür! Bazen kanser, bazen trafik kazası, bazen ecel, bazen intihar.
İşte Levent Özen filmi size:
Annem ve baman hiç bana sormadan vermişler kararlarını. Çocuk istemişler kız ya da erkek olabilirmişim. Erkek olmuşum. Sanşlıyım. Dinimi ve dilimi seçme sanşım hiç yoktu zaten. Türk ve müslüman olmuşum… Şanslıymışım hepsinden gayet memnunum. En önemlisi bedenen ve aklen sağlıklı doğmuşum. 1969 model, Ankara’da monte edilen yerli bir Anodol’um ben. Çekik gözler Japon mühendisliğinin eseri. Ne demişler Çin işi, Japon işi, Anadolu yapan iki kişi!
Orta halli bir aile, orta halli bir yaşam. Orta halli bir çocukluk… Ben sessiz sakin hep içine atan çocuk. Uzun uzun bakan, konuşmayan, gözyaşlarını damla damla akıtan sarı çocuk. Hep büyümeyi, adam olmayı düşünürdüm. Nişanlım güzel olsun diye, tabağı sıyırırdım. Uykudan önceyi kaçırmazdım. Lego’ları severdim. Belkide Leo takma adım, Lo(g)o dan geliyor! Kavga etmedim kimseyle, kimseye küfür de etmedim. Hep saygılıydım. Herkes gibi hiç anlamadan geçti çocukluk yıllarım. Altın rengi sarı saçlardan dolayı “sarı pipi” olarak anılmam sanırım, o yıllarda moda olan hipi akımından!
İl
kokula başladığımda, kardeşim de katıldı benim filme. Kadro genişliyordu. Sevgili kardeşimle aramıza 7 yıl yaş farkı olunca tabiki aynı şeyleri paylaşamadık. Çok güzel günler yaşadık çocukluk yıllarında… Derdimiz tasamız yoktu, Koray yaramaz ben uslu, dengeliyor gidiyorduk birbirimizi. Komediydi hayatımız, her gün sıradan olmasına rağmen, güzeldi çocukluk kısmı filmin. Sokakta oyun oynamak ne kadar güzeldi.
O yıllarda düşlediğim tek şey 18 yaşında olmaktı, günler hızla aksın ve hemen 18 olayım derdindeydim. Genç olacaktım, delikanlı olacaktım. Hedefim iyi bir üniversite okumak, iyi derecede ve en önemlisi bir İngiliz gibi akıcı İngilizce konuşmaktı. İlk hedefime ulaşmıştım, ODTÜ fizik bölümünü kazanmış, hazırlık sonrası İngiltereye giderek akıcı İngilizce konuşabilen 18′lik genç bir delikanlı vardı 1987 yılında Ankara’da. İlk görev başarıyla tamamlanmıştı! Ya sonra!
Hemen hedef belirledim kendime. Mezun olunamayan ODTÜ Fizik’ten mezun olacak, bilişim alanında kendime yabancı bir firmada iş bulacaktım. Ordular ilk hedefiniz ODTÜ’yü bitirmek derken, kendim de bittim aslında. Hem para kazanıp, hem okumak yormadı beni asla. Dönem başında Amerikadan getirttiğim kitapları çoğaltıp satıyordum ve o kazandığım parayla tüm dönem krallar gibi yaşıyordum. Kimseye yüküm yoktu.
Aile içi huzursuzluk yüzünden babam ve annem yollarını ayırdığında ilk tokadı yemiştim hayattan. Olsun yetişkinler böylesi daha iyi, ben asla öyle olmayayım bari deyip okulumu bitirmeye konsantre oldum. Yaz tatillerinde rehberlik yapmaya başladım. Pek çok yabancı arkadaşım oldu o dönemde.Yabancı rock, metal ve pop şarkı sözlerini topluyordum o dönemde. Türkiye’de henüz internet yokken ODTÜ’den ftp ve gopher ile internet aleminde gezinen nadir kişilerden birisiyim. “Lyrics Fan Club” adında oluşum ile tüm Türkiye’ye postayla basılı şarkı sözleri dağıtmaya başladım. Hiç hedefimde olmayan, hobilerimden doğan bu club sayesinde para da kazanıyor, hatta borsada paralarımı değerlendiriyordum.
Akıcı İngilizce ve bilişim bilgisiyle ilk iş başvurum, olumlu oldu ve Siemens AG’de çalışmaya başladım. Okul bitmeden düşlediğim işe sahip olmuştum. Hedefe yakındım ve tek okul vardı aklımda… Ben okula konstre olmuşken yanlış zamanda olduğunu sonradan anladığım bir evlilik yaptım. Uzun yıllardır çıktığım kişiyle evlendim. Flaş flaş flaş, bir yıl sonra ise oğlum Can kucağımda iş sonrası evde sınavlara çalışırken kucağımdaydı. Onu diploma alıncaya kadar kucağımdan indirmedim! Beni uyutmayıp geceleri ders çalışmamı sağladığı için buradan teşekkür ederim canım oğluma. Diplomanın yarısı senindir Can. Azimle 35 mm’lik çelik duvarı delmiştim. Hem Siemens’te çalışıp hem de ODTÜ fizikten mezunu olmuştum.
Mezun olduğumda üniversideki hocalarımdan daha iyi para kazanıyor, yurtdışına gidip geliyordum. Tüm hedeflerime ulaşmıştım ama mutlu değildim. Ye ben mutlu olmayı bilmiyordum ya da mutlu olma gibi bir lüksüm yoktu. Yorgunluk mutsuz ve hedefsizken meydana çıkıyor. Yorulmaya başlamıştım 25 yaşında. Hayatın 1/3 geçmişti. Hafif raylı ulaşım sistemlerinde uzmanlaşmaya başlamıştım ama askerlik görevimi henüz yapmamıştım. Biraz kafa dinlemeye ihtiyacım vardı. Herşeyi tekrar düşünmeliydim ve askerlik engelini kaldırmalıydım hayatımdan!
İşe, evliliğe ve beni yoran herşeye ara verdim 8 ay. Güzeldi askerlik günlerim. 16 kg verdim askerde! Ne çıkarsa yedim karavanadan, tüm görevlerimi sonuna kadar yaptım. Uçamayan hava piyade olarak mavi üniformalarla gezmek güzeldi Eskişehir’de. Kendimi geliştirdim, okudum ve dinlendim askerde. Düşündüm geleceğime yön çizmeye yeni hedefler bulmaya çalıştım kendime. Buldum da hedefim “mutluluk”…
Askerlik bittiğinde en mutlu olduğum an, oğluma sarıldığım andı. Onu 8 ay bırakmak zorundaydım. Gerçi 2-3 haftada bir görüştük. Ya ben Ankara’ya geldim izinli ya da onlar beni ziyarete. Beni ziyarete geldiğinde, otobüs terminalinde onu uğrarken kuala kuala misali boynuma sarılıp bırakmıyordu. Onu kandırmak için sen otobüse bin, ben arkadan koşarak geleceğim yalanını söylüyordum. Ancak öyle ayrılabiliyorduk. O koşu çok yordu beni! Aslında düşünüyorumda, keşke onunla askere gidebilseydim. Onun yerine nöbet tutup, patates soyabilirdim. Daha eğlenceli olurdu askerlik.
A
skerlik görevim bitince kısa bir süre daha Ankaray projesinde çalışarak, kalan işlerimi başarıyla tamamladım. Artık Ankara’dan gitme vaktiydi. Bursaray projesi için anlaşma sağladıktan kısa bir süre sonra Bursa’ya taşındık. Yeni bir başlangıçtı bu! Mutlu olma şansı yeşil bir doğada daha fazla olmalıydı! Mutluluğun rengi ne sizce? Bence, “beyaz”. Yeşil-beyaz = Bursaspor… Olmadı, olamadı ve mutlu olamadık. Tek çare boşanmaktı. Milenyum arifesinde verdim bu kararı. Tek isteğim herkesin mutlu olmasıydı.
Yorgun şavaşçı – Leo: Boşanma süreci o kadar uzun ve sancılı oldu ki. Ben dahil beni seven herkes yoruldu. İnandığım idealimi asla kaybetmedim ve mutluluğu amaçladım. Hem oğlumu hem de kendimi düşünerek hareket etmek zorundaydım. Mahkeme beni yıkan kararı verdi ve boşanma talebimi kabul etmedi. Ya mutluluk! Yorulmuş bir savaşçıya kim yardım edebilirdi? Sevemez miydim? Neden mutlu olmayayım? Olmalıydım! Oldum da…Sevdim onu, istedim, tek emelim mutlu olmaktı. Çok güzel bir kalp beni öylesine güzel sevdi ki. Her zor anımda yanımda oldu.
Kuala Kuala misali boynuma sarılan Can, okula başlarken hafiften bacağıma sarılsa da, büyüyüp eşşşek babası gibi uzamaya başladı. Bazı şeylerin farkına o da varmıştı. Artık bir aile olmalıydık ve olduk. Mutluydum, şanslıydım, başarılıydım. Yorulmak güzeldi! Gökkuşağı kadar renkli bir sevgi. Sonunda boşanmıştım. Maddi ve manevi pek çok parça koparan yaralar kapandı çünkü oğlum yanımdaydı. Sevdiğim kişi eşim olmuştu artık. Hayat arkadaşım, ben ve oğlum… Güzel günleri kirleten sıkıntılar, isyanlar, anlaşmazlıklar olsa da beraber geçirilen uzun yıllar için teşekkür ederim sana.

Mutluluk ve mutluluğu bozmaya çalışan kişiler hep vardır hayatta! Kötü rolü kim oynayacak? Elbette melek görünümlü şeytan ruhlu kişiler. Tepetaklak edebilir her an hayatınızı. Olmaz demeyin olur! Oluyor! Hatta oldu da. Yorulan bir kalbin isyanı, koşmaktan şişen ayakların patlaması gibi patladı içimde mutluluk! Bunu hak etmiştim. Sonuçlarına da katlanmalıydım! ve bir yılbaşı öncesi sessiz bir boşanma. Bir kırbaç daha mutluluğa! Girdiğim girdaptan beni çıkarmaya çalıştınız ama olmuyor görüyorsunuz. Siz beni kurtaramazsınız ben çıkacağım oradan. Girdiğim gibi çıkacağım merak etmeyin sevgili seyirciler! Sadece, çıldırmış şairlerin titreyen mısralarında bahsettiği o kadın nerede? O kişi var yaşıyor ve beni uzaktan da olsa seyrediyor. Günü geldiğinde Eros okunu atacak ve tekrar başlayacak bu macera! Merakla ve sabırla bekliyorum seni … Korkma gel, bir çaresi bulunur elbet!!!
~~never ends~~














































sen istedikten sonra çıkarsın o girdaptan mutlaka çıkarsın biliyorum, inanıyorum. çıkmaya çalışırken paçandan çeken kaç kişi olursa olsun içinde çok büyük güç olduğunu biliyorum ben. oradan çıkmaya yetecek çok büyük bir güç sevgi ve zeka ile dolu. Birçok çaresi bulunur elbet, sen yüreğini çürütme pes etme yeterki